1928 senesinde İstanbul Kadıköy Yeldeğirmeni Gazi Paşa İlkokulu’na başladım. O zamanlar biz Gazi Paşa İlkokulu’na çok uzak olan Moda semtinde oturuyorduk. Okula gidip gelme mesafesinden ötürü şimdi Salı Pazarı diye bilinen Kuşdili Çayırı yanındaki Mis Sokağı’na taşındık. Evimiz Kurbağalıdere’nin öbür yakasındaki Fenerbahçe Kulübü’ne çok yakındı. Aynı zamanda Fenerbahçeli futbolcular zaman zaman Kuşdili Çayırı’nda aralarında çift kale yaparlardı ve biz de onları seyrederdik. Kuşdili Çayırı bir mesire yeri gibiydi. Perşembe ve Cuma günleri orası bir gösteri merkezi olurdu. Hatta bazen açık hava tiyatrosu veya cambaz dahi oynardı. Tatil günleri dışında da Fenerbahçeli futbolcular top oynardı. Mesela ben, sonraları Almanya’ya gitmiş olan meşhur Bombacı Bekir’i de ilk defa orada gördüm.
Futboldan başka spor dalının bilinmediği o tarihte Fenerbahçe’de tenis şubesi, kürek şubesi, güreş ve aletli jimnastik şubeleri vardı.
Bizleri tenis kortları etrafına pek yaklaştırmazlardı, fakat kulübün alt katındaki salonda antrenman yapan güreşçileri seyredebilirdik.
Hele akşamüzerleri dereye indirilen yarış kayıkları denize doğru açılmaya başlayınca biz de dere kenarından onlarla beraber Kalamış Plajı’na kadar koşardık.
O zamanlar Kalamış kumsaldı ve denize girilen pek mükemmel açık plajları olan bir yerdi. Hatta bir de uçak hangarı vardı ve Vecihi Bey isimli bir zat Kalamış plajına iner kalkardı.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bir futbol sahası vardı fakat bütün maçlar karşıda oynanırdı. Bizim kendi sahamızda hiç maç yapılmazdı.
Bir gün Fenerbahçe antrenmanı için o zaman ilkokuldaki sınıf arkadaşım olan Namık Kemal “Kulübe bir kaptan gelmiş. Gidip görelim” dedi ve hakikaten Fenerbahçe’de ufak bir değişiklik hissediliyordu.
Nitekim biz o sene hep galip geldik. Bunun bazen sevinçli şikâyetleri oluyordu. Çünkü biz Cumartesi-Pazar günleri Fenerbahçe’nin maçlardan dönmesini Kadıköy iskelesinde beklerdik. O zamanlar radyo vs. gibi iletişim araçları olmadığı için maçları Yoğurtçu Parkı Karakolu’nun önünde toplanır, bütün semtin çok sevdiği Komiser Rıza Baba’dan öğrenince doğru Kadıköy İskelesi’ne koşardık. Şayet Fenerbahçe mağlupsa kös kös eve dönerdim. Evdekiler de zaten anlarlardı ve hatta akşam yemeğindeki isteksizliğime ses çıkarmazlardı.
1930 senesinde Kadıköy İskelesi karşılama merasimleri o hal aldı ki her Cumartesi-Pazar biraz da sevinerek ve övünerek koşuyorduk. Çünkü hiç yenilmiyorduk.
Hiç unutmam o sene Fenerbahçe’nin şampiyon olduğu gece derenin en meşhur gazinosu olan Hamdi’nin Gazinosu’nda balo tertip edilmişti. Biz de dışarıdan seyrediyorduk. Dere sandallarla dolmuştu. Kuşdili Çayırı insan almıyordu. Hatta annemler, halamlar, büyük annem herkes kutlama heyecanı ile sokaklara dökülmüştü. Gecenin biraz ilerlemiş olduğu bir zamanda o zaman hepimizin hayran olduğumuz Zeki Rıza ağabeyimiz “Haydi çocuklar gelin” diye bizi içeri aldı. Bunları yazarken şu anda hala ağlıyorum. Ben eve geldiğim zaman annem kapı eşiğine oturmuş beni bekliyordu. Eve geç kalışlarımdan ötürü ilk defa o akşam kulağımı çekmemişti.